Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Zehra Şeniz Güç etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

DIE WELLE (2008), YÖNETMEN: DENNIS GANSEL- ZEHRA ŞENİZ GÜÇ

DIE WELLE (2008), YÖNETMEN: DENNIS GANSEL Film, öğrencilerin Hitler dönemi gibi diktatörlükle yönetilmenin bir daha çok zor olabileceğini savunmalarıyla başlamıştır diyebilirim. Rainer Wenger isimli öğretmenin açıköğretim yoluyla meslek edindirilerek topluma kazandırılmadan önceki hayatında mevcut düzene karşı çıkan, protestocu bir kimliği olduğunu düşündüğümüzde, zamanında tatmin edilememiş bu isteğin tekrar doyurulmak için gün yüzüne çıkabileceği beklendik bir sonuç oldu açıkçası. Şimdi ise çok kısa sürede belli yönergeler takip edilerek grup oluşturma sürecine bir bakalım. Filmde otokrasi dersi kapsamında bir proje yapabilmek amacıyla, bu yönetim biçiminin kullanıldığı minyatür bir grup olan sınıf grubu kullanılmıştır. Öncelikle öğrencilerin alışmış oldukları şekilde dersin öğretmenine ismiyle hitap etmek yerine soy ismiyle yani Bay Wenger şeklinde hitap etmeleri, sonrasında ise konuşacak olan kişinin ayağa kalkmasının zorunlu olması gibi yönergelerle disiplin yoluyla güç elde etmek...

İSTİFÇİLİK: Nesnenin İnsanı Yok Edişi- ZEHRA ŞENİZ GÜÇ

İSTİFÇİLİK:  Nesnenin İnsanı Yok Edişi Yüz yılı aşkın süredir bilinen, Türk Dil Kurumu'nun (TDK) tanımladığı anlamı ile istifleme kavramı düzgün bir biçimde üst üste yığmak, stok etmek anlamlarına gelmektedir. Belirti olarak da bir gün işe yarayabileceği düşüncesiyle bazı nesnelerin biriktirilmesiyle başlarken ruhsal hastalık olarak ele alındığında, istifleme bozukluğunda değeri olmayan ya da çok az değeri bulunan aşırı miktarda nesne toplama, onları biriktirme ve elden çıkaramama söz konusudur. Bolman ve Katz (1966) insanlardaki bu patolojik aşırı toplama ve biriktirme davranışını ''kompulsif istifleme'' olarak tanımlarken; Clark, Mankikar ve Gray (1975) ''syllogomania (sillogomani)'' şeklinde adlandırmıştır (Aktaran Bulut, Özdel ve Kısa, 2015). Ayrıca istifleme, Amerikan Psikiyatri Birliği'nin Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı'nın 5. basımından (DSM-V) önce obsesif kompulsif bozukluğun (OKB) tanı ölçütleri arasında b...

BEBEK VE ÇOCUKLARDA GÖRÜLEN BESLENME BOZUKLUKLARI- ZEHRA ŞENİZ GÜÇ

BEBEK VE ÇOCUKLARDA GÖRÜLEN  BESLENME BOZUKLUKLARI Bebeklik döneminden okul çağına kadar hızlıca gelişen beslenme davranışı değişen koşullardaki iç dengenin aktif düzenlenmesi (homeostazis), ödül sistemi, çocuğun motor-duyusal ve emosyonel kapasitesi, içinde bulunduğu sosyal çevre, kültürel ögeler, anne-babanın bakım verme ve tutum becerileri gibi birçok değişkenin etkileşimi ile gelişmektedir. Ancak sağlıklı yeme davranışının gelişimi için önemli olan bu gibi biyolojik ve sosyal içeriklerde yaşanılan problemler, çocukluk döneminde bozuk yeme davranışlarının ortaya çıkmasında etkili olabilmektedir. Ayrıca çocuklarda beslenme sorunlarının sıklığına değinecek olduğumuzda -yapılan çalışmalar neticesinde- normal/sağlıklı gelişim gösteren çocuklara göre (%25-45) gelişimsel geriliği olan çocuklarda bu oranın daha fazla (%80) olduğunu söylemek mümkündür. Bunun yanında, yoğun tıbbi ve davranışçı tedavi gerektiren ciddi yeme bozuklukları da çocukların %3-10' unda görülebilmektedir. Besle...

KUŞAKLAR İÇİNDE DÖNÜŞEN "AŞK"- ZEHRA ŞENİZ GÜÇ

KUŞAKLAR İÇİNDE DÖNÜŞEN "AŞK" Günümüz aşklarına taş atıp, çeşme başı edebiyatına kör kütük tutunarak nerede o eski aşklar savını size kabul ettirmek gibi bir niyetim yok aslında. Ancak kendi zevklerini başının belası haline getiren, sevda yolunda acı çekmesinin şart, iki insanın birbirine gösterdiği sevgi hallerini de suç gibi algılayan nesil ile; yeni iletişim teknolojilerinin etkisiyle 'öz kimliğin görünür taşıyıcısı bedenin' yok olduğu, aşk için şimdilerde çevrimiçi olmanın yeterli sayıldığı nesil arasında aşkın neden aynı kalmayışının bariz bir sebebi varken, geçmişi sürekli yad edip ''vay be'' dedirtmek isteyen kişilere cevap olarak bir BENCE yazmak asıl niyetim. Kuşaklar toplumsal olaylar, ekonomik durum, teknolojik gelişmeler gibi birçok unsurdan etkilenmekte ve bunlar kuşakların yaşam tarzlarına, eğlence biçimlerine, sosyal aktivitelerine, yaşama bakış açılarına ve yakın ilişkilerine etki edebilmektedir. Hâl böyle iken, her çağda insanların...

DUYGULARIN EVRİMİ- ZEHRA ŞENİZ GÜÇ

DUYGULARIN EVRİMİ Evrimsel perspektiften baktığımızda duygular, meydana gelen olaylara göre davranışı şekillendirip uyum sürecini kolaylaştırarak memelilerin hayatta kalmasını sağlayan yaşantılar olarak ifade edilmiştir. Darwin'in biyolojik evrimin bir parçası olarak duyguların evrimi hakkında yazdığı The Expression of Emotions in Man and Animals isimli eserde, ilk veya basit duyguların ilk memelilerden beri var olduğuna, insanlığın da duygu potansiyelini bu memelilerden miras olarak aldığına vurgu yapmıştır. Bu açıklamanın en önemli ispatı ise, insan ile diğer memelilerin beyin yapılarındaki ve beyinlerinin işleyişlerindeki benzerliklerdir. Şöyle ki, beyindeki duyguların merkezi olan amygdala bölgesinin; aile içi veya cinsler arasındaki bağlılık ve sevgi duygusunun oluşmasında etkili olan oxytocin hormonunun; canlıların hayatlarını devam ettirebilmeleri için doğal dürtü ve ihtiyaçlarını (yeme-içme, üreme, barınma, güven) ortaya çıkarıp bunların karşılanabilmesi için eğilim oluşt...

TUTKULU BAĞLILIKLARIN KATASTROFİK ETKİSİ- ZEHRA ŞENİZ GÜÇ

TUTKULU BAĞLILIKLARIN KATASTROFİK ETKİSİ Hepimiz birine ait olma, bazı şeylere de bağlı olma ihtiyacı içerisindeyiz. İnsanız ve bu bizim varoluşsal getirilerimizden sadece birisi. Hatta öyle ki psikososyal gelişim evrelerimizin daha ilk dönemlerinde geliştirdiğimiz bağlanma biçimlerimiz tüm hayatımızı çekirdeğinde toplayıp, yaş aldıkça ayrı bir filiz olarak yine hayatımıza doğru yeşermektedir. Bize sevgi,yakınlık, özerklik sağlayan bu bağlılık duygusu, tutkuyla buluştuğunda benlik sınırlarımız yok edilmiş ve tümüyle adanmış bir özdeşleşmenin hakim olduğu, akıl ve mantığın yetmediği, bilmenin önemsiz kaldığı otoriteryen kişiliğimizi devreye sokmuş, bunların hepsi de tutkulu bağlılıkların sonuçları olarak hayatımızda yer edinmiştir.Aslında bir nevi bağımlılık oluşmuştur. Bağımlılık, bize özerklik tanımayan bir duygu olmasının yanında bizi güvende hissettiren, değişilmesi oldukça zor tekrarlanmış davranışlarımızın engellenmesi sonucunda, yaşadığımız olumsuz duygu durumunun sonucunu i...

PROF. DR. ÜNSAL YETİM İLE MESLEK YASASI HAKKINDA RÖPORTAJ- ZEHRA ŞENİZ GÜÇ

PROF. DR. ÜNSAL YETİM İLE MESLEK YASASI HAKKINDA RÖPORTAJ Özgeçmiş Prof. Dr. Ünsal Yetim 10 Şubat 1959, Edremit doğumludur. Lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi'nde, yüksek lisans eğitimini de Sosyal Psikoloji dalında Ege Üniversitesi'nde tamamlamıştır. Doktora derslerini University of Illions at Champaign-Urbana'da almış ve yaşam doyumu üzerine hazırladığı doktora çalışmasını daha sonra "Mühendis Kimliği" çalışmasıyla çeşitlendirmiştir. Ulusal ve uluslararası olmak üzere önemli dergilerde çalışmaları yayımlanmış olan Yetim, bunların yanında ayrıca birçok projede yürütücü danışmanlık ve danışmanlık yapmıştır. Şu an Mersin Üniversitesi Psikoloji Bölümü başkanlığı yapmakta olup; Sosyal Psikoloji, Gelişim Psikolojisi, Toplumsal Cinsiyet gibi derslere girmektedir. Ayrıca 2001 yılında basılan Toplumdan Bireye Mutluluk Resimleri isimli bir kitabı bulunmaktadır. Kendisine kabul edip zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. 1- Meslek yasası ile hedeflenen nedir? ...