Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Özer Gözükızıl etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

MADDE KÖTÜYE KULLANIMINDA KİŞİ VE TOPLUM- A.ÖZER GÖZÜKIZIL

  MADDE KÖTÜYE KULLANIMINDA KİŞİ VE TOPLUM  Merhabalar, bu ayki yazım globalleşme gibi birçok neden ile artan ve başlama yaşının düşük yaşlara kadar gerilemiş olduğu madde kötüye kullanımı hakkında olacak. Kendilik ve Madde  Madde kötüye kullanımının ve madde bağımlılığının psikolojik nedenleri hakkında, ekollerin ve yaklaşımların etkisi ile birçok görüş bulunmakta. Bu başlık altında bu görüşler arasında en popüler olanlardan kısaca bahsetmeye çalışıyor olacağım.   Psikodinamik yaklaşıma göre ; Freud’un gelişim dönemlerinden oral (ağız) dönemde bir saplanma olması sonucu ve bu saplanma nedeni ile kişinin yaşının ilerlemesine rağmen hala oral bir tatmin oluş arayışı içerisinde olacaktır. Bu ihtiyacı da alkol ve sigara gibi keyif verici maddeler ile gidermeye çalışacaktır. Bu duruma ek olarak, egonun güçsüz kalması sonucu oluşabilecek problemlerin önüne geçmek için kullanılabilecek savunma mekanizmalarının, oluşan problemlerin üstesinde gelmekte yetersiz kalmasından ka...

RUSH FİLMİ İLE F1 DÜNYASINA PSİKOLOJİK BİR YOLCULUK-A.ÖZER GÖZÜKIZIL

Rush Filmi ile F1 Dünyasına Psikolojik Bir Yolculuk      Herkese merhaba, görüşmeyeli biraz uzun zaman oldu. Umarım bıraktığım gibi iyi ve umut dolusunuzdur.      Bu ayki yazımı, Avusturalyalı Formula 1 pilotu Niki Lauda ve İngiliz rakibi James Hunt arasında sonsuzluğa uzanan rekabetin anlatıldığı, 2013 yapımı Rush (Zafere Hücum) filmden esinlenerek yazdım. Hazırsak Formula 1 (F1) sporunu biraz tanıyarak başlayalım.      F1 tüm bir yılı kapsayan ve her biri farklı ülkelerde yapılan, Grand Prix ismi ile anılan bir dizi yarış sonucu puan değerlendirmeleri ile şampiyonların belirlendiği dünyanın en, pahalı ve tehlikeli sporlarından biridir.      F1’e on takımdan, yirmi pilottan ve görünenin ardında binlerce yönetim ve teknik ekip personelinin görev aldığı, ortalama yirmi yarıştan oluşan bir adrenalin bombardımanıdır demek pek yerinde bir deyiş olacaktır.      Bu yazıda, Rush filmini merkez noktası olarak ayarlayıp, ...

YILBAŞI KOCA BİR YANILSAMA MI? - A.ÖZER GÖZÜKIZIL

  YILBAŞI KOCA BİR YANILSAMA MI?      Herkese merhaba, umarım hepiniz mükemmel bir yıl geçirmişsinizdir. Geçiremediyseniz de hiç üzülmeyin çünkü yepyenisi bu ayın sonunda sizi bekliyor. Bir sürü olasılık bir sürü yeniyi de yanında getiriyor. İşte bu ayki yazım tam olarak bu konuda. Yeni yıl gerçekten bir sürü yeniyi getiriyor mu? Yoksa biz mi üretiyoruz? İlerleyen paragraflarda bu sorulardan yola çıkarak hepimizin üyesi olduğu, başta yeni yıl olmak üzere, yeni müessesesini irdelemeye çalışıyor olacağım. Her Şey Yeni İçin      Yeni olan üzerimizde heyecan doğurur öyle değil mi? Yeni olan her zaman yanında umut getirir. Adı üstünde yenidir. Daha önce olan hiçbir talihsizliğin onunla bir ilişkisi yoktur. Uğur nişanınız bile olabilecek potansiyele sahiptir yeni olan. Bu şöhret karşısında eski olan hemen gözden düşer, öteye atılır. Eski olanın mazisi vardır. Yaşanmışlıklarla doludur. Dolayısıyla bu yaşanmışlıklar eski olanın bize anımsattıklarını değiştirir...

VAROLUŞÇU TERAPİNİN DEHASI VİCTOR E. FRANKL- A.ÖZER GÖZÜKIZIL

  Varoluşçu Terapinin Dehası Victor E. Frankl Ah! Bir kez daha beraberiz. Bu ay editörümüz bizden bir kuramcıyı seçip anlatmamızı istediğinde çok telaşlandım. Çünkü Psikoloji cenahı içerisinde hakkında bahsetmek isteyeceğim çok fazla isim vardı. Bu durum beni kopuk uçurtma gibi bir oraya bir buraya savurdu.   İşte bu savrulma esnasında zaten hayatımız boyunca hep savrulduğumuzu fark ettim. Tam da bu duruma uygun kuramı ve eserleri olan, Vicktor E. Frankl’e sığındım. Umarım sığındığım bu isim sizin için de güvenli bir liman olur. Söze kısaca varoluşçu terapi nereden gelmiştir? Nedir? diyerek başlayalım mı?   Varoluşçu terapi aslında tüm bilimlerin kaynağından yani felsefeden doğmuştur. Bu nedenle bir kuramdan çok felsefi bir tutumu daha çok andırır. Bu nedenle varoluşçu terapinin tarihçesinden bahsedeceğimiz zaman ilk olarak varoluşçu yaklaşımın kurucusu Soren Kierkegaard ve Friedrich Nietzsche, Martin Heideggar, Jean Paul Sartre gibi filozoflar ilk akla gelenlerdir. ...

“SİYAH İLE BEYAZ’IN SONSUZ SAVAŞI” BLACK SWAN FİLMİ’NİN ANALİZİ- A.ÖZER GÖZÜKIZIL

  “SİYAH İLE BEYAZ’IN SONSUZ SAVAŞI” BLACK SWAN  FİLMİ’NİN ANALİZİ Herkese merhaba, umarım güzel bir ay geçirmişsinizdir.  Bu ayki yazım, birçok ödüle layık görülen 2010 yapımı, psikolojik gerilim filmi Black Swan’ın analizi hakkında olacak. Umarım keyifle okuyacağınız bir yazı olur. Haydi başlayalım.  Film, başrol Nina’nın rüyası ile başlıyor. Rüyasında Kuğu Gölü Balesi adlı oyunda Beyaz Kuğu olarak dans etmekteydi. Oyunun Prolog kısmı sergilenmekteydi. Yani Kötü büyücü Rothbart’ın büyü yaptığı bölüm. Oyunda bu bölümün ardından Beyaz Kuğu, Siyah Kuğuya dönüşecektir. Filmin, bize sonunu fısıldayan bu rüya ile başlıyor olması çok etkileyici.  Ardından Nina’nın annesi kızının sırtında bir yara olduğunu fark eder ve film yeniden sonuna kadar işleyeceği bir temayı daha ilk dakikalarda bize cesurca gösterir.  Nina 20li yaşlarının ortasında genç bir balerindir. Annesi -ki kendisi de eski bir balerin olur-  ile New York’da birlikte yaşamaktadır. Nina baş...

DENEYSEL PSİKOLOJİ HAKKINDA- A. ÖZER GÖZÜKIZIL

  DENEYSEL PSİKOLOJİ HAKKINDA Herkese merhaba, bu ay ki yazım başlıktan da anlayacağınız üzere Deneysel Psikoloji hakkında olacak. Deneysel psikoloji ülkemizde gereken önemi göremeyen ve ülkemizde hala el değmemiş denilebilecek alanlardan biri. Peki neden böyle? Bu durum bana öyle geliyor ki iki şekilde açıklanabilir: Bunlardan biri, ülkemizde bilime ve bilim insanlarına her alanda gereken değerin verilmemesi. Üniversitelerin araştırma yönlerinin çok güçlü olmaması. Bunlardan daha da önemlisi yeterli laboratuvar ortamının sağlanamaması. Evet bir laboratuvar kurmak ve deney yapmak yüksek meblağlar demek. Fakat bilim yapamadıktan sonra üniversitelerin ne anlamı kalıyor, öyle değil mi ? İkincisi ise ülkemizde bu alanda çalışmak isteyen çok fazla psikoloğun olmamasıdır. Çalışmak isteyen ve bu alana gönül veren kişilerin de yukarıda bahsettiğim ilk nedenden ötürü zorluk ve maddi sıkıntılar çekmesi sonucu bu alana sırt çevirdiklerini görmek ...

DOST OLABİLECEĞİM EN İYİ KİŞİ:KENDİM-A.ÖZER GÖZÜKIZIL

  DOST OLABİLECEĞİM EN İYİ KİŞİ : KENDİM Merhaba, bu yazımda Wilhelm Schmid’in Kendiyle Dost Olmak isimli kitabı hakkında konuşmak istedim. Kendinle dost olmak denilince aklınıza muhtemelen uzun zamandır popülerliğini koruyan kişisel gelişim kitapları geldi, öyle değil mi? Beklentiniz böyleyse üzgünüm, kitap ne kadar bazı bölümlerinde size tavsiyeler verse de kişisel gelişim kitabı olmaktan bir hayli uzak. O zaman kişisel gelişim klasiklerinden “Kendini sevmek” kavramı ile kitabımızın ana öğretisi olan “Kendiyle Dost olmak” kavramlarını karşılaştırarak başlayalım. Dostluk Sevgiye Karşı Narkissos’un hikayesini bir çoğumuz biliriz. Narkisos, kendisine aşık olan Ekho adlı perinin aşkına karşılık vermeyerek ölümüne sebep olduğu için, tanrılar tarafından kendine aşık olma cezasına çarptırılır ve su içmek için eğildiği nehirde yansımasına bakakalarak açlıktan ve susuzluktan can verip nergis çiçeğine dönüşmüştür. Kitabımızın ilk bo...