Ana içeriğe atla

Kayıtlar

ELİF NUR GÜRCAN etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

GECE YEMEK YEMEK-Elif Nur GÜRCAN

GECE YEMEK YEMEK Yemek yemek, çoğumuza göre bir ihtiyaçtan çok daha fazlası; yemek ile kurduğumuz duygusal bağlar bizi daha çok yemeye itebiliyor. Genel anlayış olan günde üç öğün yemek yemek ise bazılarına göre fazla veya daha az gelebiliyor. Peki ya gecenin bir ortasında uyanıp yemek yediğimizde ne oluyor? Bu bir hastalık işareti olabilir mi? Yapılan araştırmalar göre, gece yeme sendromu sabahları anoreksi, akşam hiperfaji ve uykudan uyanma sonrası nocturnal (gece gündüz) yemek yemenin, insomniaya eşlik ettiği bir yeme bozukluğudur. (Orhan ve Tuncel, 2009, s.132) Tüm bu kavramları biraz daha netleştirecek olunursa, sabah kahvaltısının yapılmaması ya da sadece bir içecekle geçiştirilmesi, alınan kalorilerin en az ¼’ün akşam yemeğinden sonra alınması veya uykusuzluk gözlemlenmesi olarak açabilir. Aynı zamanda, uykudayken uyanıp yemek yeme isteği ve kalkıp yemek yemek bu kriterlerden bir tanesidir. Kriterlere daha detaylı ve geniş çaplı bakılması adına Allison ve arkadaşlarının...

KANSER HASTALARINDA BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİ- ELİF NUR GÜRCAN

KANSER HASTALARINDA BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİ Kanser, maalesef ki günümüzde de sıkça karşılaştığımız bir kronik rahatsızlıktır. Kanser teşhisi konulan hastalar, öğrendikleri ilk süreçte inkar etme yoluna başvurabilmekle birlikte, kızgınlık, isyankarlık ve kaygılanma süreci içine girebilirler. Tüm bu yaşadıkları ve daha sonrasında yaşayacakları sıkıntılı süreç dolayısıyla psikolojik destek almaları, hastalıkla başa çıkma yönünde onlara yardım sağlayacaktır. Kanser hastalarına yönelik psikolojik müdahaleler başta bilişsel davranışçı terapi (BDT) ve grup bilişsel davranışçı terapinin (Grup BDT) yanı sıra psikoeğitim, destekleyici tedavi, problem çözme ve sosyal beceri eğitimi, farkındalık temelli yaklaşımlar gibi farklı tedavi türlerini içerir (10-12). Tedavi yöntemleri, kanser hastaları üzerinde daha çok depresyon ve anksiyete üzerine yardım edilecek şekilde tasarlanmıştır. Çok sayıda psikoterapi yönteminin içerisinde BDT’nin kanser hastalarında yaşam kalitesinin yükseltilmesi, sı...

ANTWONE FISHER (2002) – FİLM ANALİZİ- ELİF NUR GÜRCAN

ANTWONE FISHER (2002) – FİLM ANALİZİ Antwone Fisher, 2002 yılında vizyona giren ve yapımcılığını Denzel Washington’un üstlendiği ayrıca filmin yazarlığını Antwone Fisher’ın yaptığı bir biyografik drama filmi. 25 yaşında, Amerikan donanmasında asker olarak hayatını sürdüren Antwone, bizleri ilk sahnesinde çocukluğuyla ilgili gördüğü bir rüya ile karşılıyor. Daha sonrasında, asker arkadaşına uyguladığı şiddet sonucu psikiyatristle görüştürülmek zorunda bırakılıyor. Ki filmden anlayacağımız üzere, Antwone’ın donanmadaki arkadaşları psikolojik yardım almayı ayıp buluyor, Antwone’ın da başlarda tedaviye istekli davrandığı pek söylenemez. Psikiyatristiyle olan ilk görüşmesinde ailesinin olmadığını, kendisinin bir kayanın altından geldiğini aktarıyor. İlk izlenim olarak zaten Antwone’un zorlu bir hayat geçirdiği anlaşılabiliyor. Bu dediklerinin sonrasında, haftalarca seanslara gitse bile tek kelime etmiyor, yavaş yavaş psikiyatriste olan güvenini oluşturunca da konuşmaya başlıyor. Teda...

CİNSİYET İNŞASI- ELİF NUR GÜRCAN

CİNSİYET İNŞASI Türk toplumu da dahil birçok toplum, kadına ve erkeğe farklı anlamlar ve farklı görevler yüklüyor. Dünyaya gelecek olan bebeğin anne karnında cinsiyeti belli olmasından itibaren onun için belirlenen görevler ve davranış şekilleri ailenin ve toplumun algısında hazır konumdadır. Kadınlar, erkeklerden farklı bir toplumsal alana yerleştiriliyor.  (Yuval-Davis, 1997, s.25) Kadın, toplumun içinde daha az söz sahibi olan, ev içine daha kapanık, daha duygusal, daha fedakâr ve başına gelenler için daha kabullenici şekilde yetiştirilirken, erkek toplumsal alanda daha aktif, duygularını belli etmesinin ayıp karşılandığı, daha başına buyruk bir şekilde yetiştiriliyor. Öyle ki özellikle Türk toplumuna ve iktidarına bakıldığında bile, kadın bedeni ve cinsiyeti hakkında rahat söylemleri ve yakıştırmaları görebiliyoruz. Kadınların çalışma ortamlarının evdeki işler olduğunu, kahkaha atmanın bile ayıp olduğunu, hamile bir kadının sokakta dolaşamayacağını ve kadınların sadece anne...

HAYATIN İÇİNDEKİ MINDFULNESS- ELİF NUR GÜRCAN

HAYATIN İÇİNDEKİ MINDFULNESS Mindfulness, birçok kişinin adını duysa bile anlamını tam olarak bilmediği ve/veya hayatına adapte etmediği bir egzersiz biçimi. Bu yazımda bahsetmek istediğim şeyler, genel olarak mindfulness’ın anlamıyla birlikte hayatınıza neden ve nasıl adapte edebileceğinizden ibarettir. Genel tanımı yapıldığında eski bir Budist uygulamasından (practice) gelen mindfulness, hayatta yaşadığımız şeylere farklı bir açıdan dikkat kesilmek ve anda kalabilmekle ilgili. Hayatımızdaki herhangi bir amaca ya da şu an içinde bulunduğumuz "an"a yargısızca yaklaşabilmek ve benimseyebilmek, tam anlamıyla hayata mindfulness’ça yaklaşmak demek. Mindfulness’ın kelime anlamıysa zaten bilinçli farkındalık demek. Çoğu açıklamaların temeli, “anın/amacın farkında olmak” la toparlanabilir. Araştırmalar, mindfulness’ın psikolojik iyilik haliyle pozitif; depresyon, kaygı, yeme bozuklukları, travma ve pek çok psikolojik belirtilerle negatif yönde ilişkisi olduğunu göstermişt...

BEYİN LOBLARI- ELİF NUR GÜRCAN

BEYİN LOBLARI Beynin sahip olduğu serebral kortekste bulunan beyin lobları dört bölüme ayrılır. Bu loblar; frontal, parietal, oksipital ve temporal olmak üzere farklı görevlerde beynin işleyişine yardım eder. Oksipital lobla başlanılacak ve yerine bakılacak olunursa, en arkada yer aldığı görülür. Zaten, “occipital” latin dilinde “kafanın arka kısmı” anlamına gelir (Wade, Tavris & Garry, 2015, s.150). Oksipital lob, görme işlemini gerçekleştirir. Yani beynin visual cortex’i (görme merkezi) burada bulunur. Oksipital loba bir zarar gelmesi üzerine görme merkezi zarar görebilir ve bu durumda bireyde görme algısı zarar görebilir ya da körlük oluşabilir. Kısacası beyinde oksipital lob, "görme" işlevleri için hayati bir önem taşır. Parietal lob ise görüldüğü üzere oksipital lob ile frontal lob arasında kalır. Bu kelime de Latinceden alınmıştır ve anlamı “duvarlara ait” anlamı taşır (Wade, Tavris & Garry, 2015, s.150). Oksipital ve frontal lobu duvar olarak ele almak...

BİLİŞSEL-DAVRANIŞÇI TERAPİ- ELİF NUR GÜRCAN

BİLİŞSEL-DAVRANIŞÇI TERAPİ Bilişsel-davranışçı terapi, psikoloji ve psikopatoloji (ruhsal rahatsızlıklar) alanında bilimsel bulgulara dayalı olarak geliştirilmiş, bilimsel ilkelerin psikoterapi alanına uygulanmasıyla ortaya çıkmış çağdaş bir psikoterapi tekniğidir. (“Bilişsel Davranışçı Terapi nedir?” t.y.). Bilişsel-davranışçı terapiler, bireylerin günlük yaşamlarında üstesinden gelemedikleri güçlükler ve yaşam problemleri ile karşılaştıklarında onlara yardım etmek için öğrenme kuramlarını uygulayan, problem odaklı, ‘burada ve şimdi’ ile ilgilenen, davranışçı-psikolojik danışma kuramından temel alınarak geliştirilmiş bir tedavi şeklidir. (Demiralp, Oflaz, 2007, s.132) Bu terapi şekli 1960’larda Amerikalı Psikiyatrist Aaron Beck tarafından geliştirilmiştir. Beck tarafından formüle edilen bilişsel terapi, çeşitli ruhsal bozuklukları (örneğin; depresyon, anksiyete, fobiler, ağrı sorunları, vb.) tedavi etmekte kullanılan; etkin, yönlendirici, süre-sınırlı, yapılandırılmış bir yaklaşı...