Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran, 2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

PSİTHOTH 12. SAYISI "NÖROPSİKOLOJİ" TEMASIYLA YAYINDA!- SEDA ULUDAĞ

PSİTHOTH 12. SAYISI "NÖROPSİKOLOJİ" TEMASIYLA YAYINDA! Adını bir mitoloji karakteri olan Thoth'tan alan Psithoth Sanal Dergimiz, 2019 Haziran sayısına "NÖROPSİKOLOJİ" teması ile devam ediyor. Türkiye'nin çeşitli yerlerinde okuyan psikoloji öğrencilerinin birleşerek yazı hayatlarına katkı sağladıkları bu sanal platform, arka planda birçok emeği barındırıyor. Beklenen Haziran sayımız için "NÖROPSİKOLOJİ" temasıyla karşınızdayız. Yaz mevsiminin gelmesiyle beraber iç huzurumuzu bulduğumuz bugünlerde, hepinize PSİTHOTH'LU keyifli okumalar diliyorum. -PÖMYAP Yazı İşleri Koordinatörü ve PSİTHOTH Editörü SEDA ULUDAĞ-

NÖROTRANSMİTTERLER İLE PSİKİYATRİK BOZUKLUKLARIN İLİŞKİSİNE YÖNELİK BİR GÖZDEN GEÇİRME- SEDA ULUDAĞ

NÖROTRANSMİTTERLER İLE PSİKİYATRİK BOZUKLUKLARIN İLİŞKİSİNE YÖNELİK BİR GÖZDEN GEÇİRME Doğum sonrasında insan beyninde sinaptik bağlantılar olgunlaşmaya başlar ve sinir sistemindeki bilgi akışı, elektriksel yollarla meydana gelir. Bu elektriksel bilgi iletimini sağlayan kimyasal uyarıcılar, “nörotransmitterler”dir. “Nöronlar” sinir sisteminde bilgi alış-verişini sağlayan en önemli hücrelerdendir. Bu nöronlar arasında bulunan boşluklar “sinaps” olarak adlandırılır. Nöronlardan salgılanan kimyasal uyarıcılar ise “nörotransmitter” olarak adlandırılır. Nöroileticiler aracılığıyla nöronlar, sinaps boyunca ilerleyerek diğer sinir hücresine bilgi taşır. (Johnson, Kring, Davison, Neale, 2017) Sinapslar aracılığıyla işlev gören nörotransmitter salgıları; düşünce, duygu ve davranış mekanizmaları hakkında bizlere en iyi bilgiyi sunar ayrıca hislerin ve davranışların nasıl oluştuğu konusunda, aklımızda bulunan tüm soru işaretlerine bilimsel perspektiften ışık tutar. Reseptörler aşırı

PARKİNSON HASTALIĞI- ZEYNEP ŞEVVAL BÜYÜKİZGİ

PARKİNSON HASTALIĞI Parkinson Hastalığı, 1817’de James Parkinson tarafından tanımlanan ve açıklanan nörodejeneratif bir hastalıktır. TÜBİTAK’ın tanımlamasına göre nörodejeneratif hastalıklar, sinir hücrelerinin ilerleyici kaybı ile giden ve bu kayba bağlı olarak sinir sistemi fonksiyonlarının yitimine neden olan bir grup hastalıktır. Bu hastalıklardan en sık görüleni Alzheimer hastalığıdır. Parkinson hastalığı ikinci sıklıkta görülmektedir. Jankovic (2013), Parkinson Hastalığı’nı parkinsonizmin idiyopatik bir çeşidi olarak tanımlamıştır. Parkinsonizm; motor hareketlerde bozulma, uykuda titreme, rijidite, bradikinezi ve, yürüyüş ve duruş bozukluklarını ifade etmektedir.” (s.3) Parkinson hastalarının en yaygın şikayeti vücutta istemsiz gerçekleşen titremelerdir. Halk arasında da Parkinson, en çok bu istemsiz titremelerle bilinir. Parkinson Hastalığı’nın çeşitli sebepleri ve tetikleyicileri vardır. Biyolojik ve çevresel faktörler diğer pek çok nörodejeneratif hastalıkta olduğu g

BEYNİN EVRİMİ- ZEYNEP ERTAN

BEYNİN EVRİMİ İnsanlık var olduğu günden bu yana hep bir arayış ve yenilik peşinde koşmuştur. Bunlarla beraber çağımızın getirdiği koşullar ve ihtiyaçlar da değişimin bir parçası olmuştur. Zaman değişirken insan, buna uyum sağlamaya mecbur kalmış ve bu değişim akla gelebilecek her anlamda kendini göstermiştir. Evrendeki canlılara baktığımızda beyin, belki de organizmadaki en karmaşık yapı sayılabilir. Söz konusu insan beyni ise işler daha da karmaşıklaşacaktır. Beynin yapısı ve işlevleri insandan insana farklılık gösterirken; parietal lob, temporal lob, oksipital lob ve frontal lob olmak üzere beyindeki bu bölgeler insan davranışlarını belirlemede önemli roller üstlenip, bu bölgeler tüm insanlarda yapı ve işlevleri bakımından ortaktır (Sakınç, 2015). İnsanlar değişen, gelişen ve en önemlisi düşünen bir varlıktır. İlk çağlardan beri edindiği bilgi ve becerileri değişen dünya ile beraberinde yenilemiş ve geliştirmiştir. Bu değişim yalnızca bilgi ve becerilerde değil, aynı z

ALZHEIMER'IN PORTRESİ- BETÜL BEYZA GÜLTEKİN

ALZHEIMER'IN PORTRESİ Otoportresini yaparken alzheimer ile savaşını resmeden ressam William Utermohlen, yaşamın safındaydı. Tuval boyayla her buluştuğunda, fırçasının kabul ettiği onlarca renkte mücadelesinin izleri vardı. 1995 ve 2000 yılına dikkat edersek savaşı kimin kazandığı anlaşılıyordu. Alzheimer ile savaşırken yanından ayrılmayan tuval ve boyaları 5 senesini özetler nitelikteydi: Alman Psikiyatr Alois Alzheimer Frankfurt Akıl Hastanesi’nde gözlemlediği 51 yaşındaki hasta Auguste Deter’ in ölümünden sonra beynini inceledi, hastalığın teşhisini tanımladı ve yanında çalışan Emil Kraepelin hastalığı “Alzheimer hastalığı” olarak adlandırıldı. Alzheimer bir demans hastalığıdır. Sıklıkla 65 yaş ve üzerinde görülür, 80 yaş ve üzerinde %50 lik görülme sıklığı vardır. Kadınlarda görülme sıklığı erkeklerde görülme sıklığından daha fazladır bunun sebebi kadınların daha uzun süre yaşamasıdır. Eğitim durumunun alzheimer üzerinde etkisi elbetti vardır, eğitim düzeyi düştükçe

DEMANS YAPISI VE TÜRLERİ- KÜRŞAT KEŞAN

DEMANS YAPISI VE TÜRLERİ Demans başka bir anılış biçimiyle bunama, zihinsel becerilerin bir hastalık nedeniyle olumsuz etkilenmesi sonucu oluşan bir rahatsızlıktır. Bu becerileri etkileyen ve demansa yol açan 200 farklı hastalık bulunmaktadır. Hastalar genellikle hatırlama, iletişim kurma ve anlamada sorun yaşarlar. Demans semptomları birçok kaynakta aşağıdaki gibi ele alınmaktadır : • Girişim ve eylem gücü • Kelimeleri bulma ve cisimleri adlandırma kabiliyeti • Yol bulma kabiliyeti (yön kestirme yeteneği) • Hesap yapma kabiliyeti • Kavrama ve sorun çözme • Kişilerin adını hatırlama kabiliyetinde problem yaşama/muzdarip olma. Bu semptomlar sıklıkla zihinsel becerilerin zayıflaması sonucu oluşanlardır. Ancak demans hastalarında nörolojik hafıza sorunları, sosyal beceri ve kişiler arası ilişkilerde beceri yitimi kaynaklı problemler de görülebilmektedir. Demansın bu kadar çeşitli etkenlerden oluşması sonucu demansa yol açan hastalıklar üç ana gruba ayrılmıştır; nörodejeneratif h

İNSAN TAKLİDİ: YAPAY ZEKA- ÖZDEN NUR KARPINAR

İNSANIN TAKLİDİ: YAPAY ZEKA Psikoloji biliminin ilgi alanını yalnızca davranışlar olarak sınırlamak mümkün değildir. Bu alanların içinden biri ise "nöropsikolojidir". Nöropsikoloji; bellek, konuşma, plan yapma, yön tarifimiz ya da zekanın gelişimi, tamamen birey ile alakalı olmayan zekanın taklit etkisine de bakabilir. Bireyi taklit eden zeka türü ise son zamanların hızla gelişen ve nöropsikoloji alanını da ilgilendiren yapay zekadır. Zeka ve yapay zeka kavramlarını bir arada işlemek ve anlamlandırmak gerekebilir. Çünkü yapay zeka olarak adlandırılan tüm gelişmeler birer taklit gibidir. İnsanın taklidi… Zeka kavramı ise oldukça soyut bir kavramdır. Bu soyut kavram insanlık için tanımı hala birtakım öznel yargılar taşımaktadır. Buna istinaden tarihte zeka kavramı sürekli bir değişiklik göstermiştir. Elbette zekanın açıklanması gibi zekanın ölçümlenmesi de bu süreklilikte uyum sağlayarak değişip gelişmiş ve hala günümüzde kullanılan bazı testlerin oluşumuna öncül

DUYGUSAL ZEKA- DİDEM AKKAYA

                                                DUYGUSAL ZEKA      Duygusal zeka kavramı ortaya çıkmadan önce zekamız sadece IQ dan ibaret zannediliyordu. Başarının yalnızca IQ denilen çabuk öğrenme, çabuk kavrama ve unutmama gibi bir zeka ile elde edilebileceği düşünülüyordu. Duyguların insanlar üzerindeki etkisi dikkate alınmıyordu. Halbuki duygular fiziksel varlığı olmayan belirsiz şeyler değildir, vücudumuzdaki salgı bezlerinin ürünü olan hormonlar gibi duygu, düşünce ve davranışlarımız da beynimizin bir ürünüdür. Duygusal zeka ile ilgili yapılan araştırmalar, bu görüşlerin doğru olmadığını kanıtlamıştır. ‘’Howard Gardner, zeka kavramının tanımını yeterli bulmadığını savunarak zeka üzerindeki tabuları yıkmıştır. Beynin iki yarım küresinin, farklı alanlara dair, farklı işlemlere yönelik gelişimiyle beraber, aralarındaki bağlantıların muhteşem bir işbirliği gerçekleştirdiklerine, bu sayede ortaya çıkan öğrenmenin daha gerçekçi ve kalıcı olduğuna, dolayısıyla insan zekasın

BEYİN LOBLARI- ELİF NUR GÜRCAN

BEYİN LOBLARI Beynin sahip olduğu serebral kortekste bulunan beyin lobları dört bölüme ayrılır. Bu loblar; frontal, parietal, oksipital ve temporal olmak üzere farklı görevlerde beynin işleyişine yardım eder. Oksipital lobla başlanılacak ve yerine bakılacak olunursa, en arkada yer aldığı görülür. Zaten, “occipital” latin dilinde “kafanın arka kısmı” anlamına gelir (Wade, Tavris & Garry, 2015, s.150). Oksipital lob, görme işlemini gerçekleştirir. Yani beynin visual cortex’i (görme merkezi) burada bulunur. Oksipital loba bir zarar gelmesi üzerine görme merkezi zarar görebilir ve bu durumda bireyde görme algısı zarar görebilir ya da körlük oluşabilir. Kısacası beyinde oksipital lob, "görme" işlevleri için hayati bir önem taşır. Parietal lob ise görüldüğü üzere oksipital lob ile frontal lob arasında kalır. Bu kelime de Latinceden alınmıştır ve anlamı “duvarlara ait” anlamı taşır (Wade, Tavris & Garry, 2015, s.150). Oksipital ve frontal lobu duvar olarak ele almak