Ana içeriğe atla

KOŞULSUZ SEVGİ Mİ?-MİRAY TAVLI


KOŞULSUZ SEVGİ Mİ?

Aslında tam burada sevgisinin tanımını yaparak başlamak istedim ancak karşıma gelenleri değerlendirdiğimde fark ettim ki sevginin herkes tarafından kabul görmüş ‘sevgi budur’ diyebileceğimiz bir tanımı yok. Dünyaya adım atmış her insan biricik ve duyguları da öyle. Önceleri “Sevgi; parmak izi kadar özgün ama yarattığı sonuçlar açısından evrensel bir etkidir.” şeklinde bir ifadeyle karşılaşmıştım artık daha da anlamlı geliyor. İnsanların büyük bir çoğunluğu sevmenin kolay ve öğrenilmeyecek bir şey olduğuna inanır. Sevecek doğru nesneyi bulmak daha büyük bir problemdir onlar için. O nesneyi bulmanın çok güç olduğunu ve çok nadir karşılarına çıkacaklarına inanıyorlardır belki de. Ancak bunun doğruluğu beni her zaman düşündürmüştür. Bakıldığında sevmek büyük bir sorumluluk almaktır ve her sorumluluğun belli başlı gereksinimleri vardır. Bu sebepledir ki sevgi duygusu geliştirilebilir. Hemen hemen her şeyde olduğu gibi ilk adım farkındalığa ulaşmak. En azından ulaşmaya çalışmak. 
Sevgi insanın memleketidir. Tüm iyiliklerin, iyi niyetlerin ve güzel dileklerin durağı.Hep duymuşuzdur en güzel sevgi beklentisiz olandır diye. Sahiden mümkün müdür bu? Bizler küçük yaşlarda gördüğümüz kişilere gülücükler saçıyoruz fakat her sene yaş aldıkça o oranda azalıyor içimizdeki insanlara duyduğumuz sıcaklık. İhtiyaçlarımız yön veriyor hayatımıza yavaş yavaş. Beklentilerimizi ve ihtiyaçlarımızı karşılamak için sevgiyi arıyoruz çoğu zaman ve tüm bu olan şeyler hayatımızda farkına bile varmadan sessiz sedasız gerçekleşiyor. Bu yüzden ‘koşulsuz sevgi’ kavramından çok uzak yaşıyoruz. Zamanla birçok ilişkinin oturduğu söylenir. Bunun sebebi de bireylerin kendini tanıması ve ihtiyaçlarının ne olduğunu birlikte yaşayarak öğrenmeleridir. İşte hayatımızı değiştirecek bir nokta: kendimizi tanımak! İlişkilerimizin içinde kendimizi yansıtabilmek adına büyük bir adım olacaktır. Her ne kadar bu olgu hayat boyu sürecek olsa da bireyin kendini gözlemlemesi, değerlendirmesi ve sonuçlarıyla yüzleşebilmesi sağlıklı bir ilişki için kilit rol oynar. Hedeflediğimiz yere gözümüzü ayırmadan bakmak yerine yolun güzelliğini farkına varmak. Belki bir çiçek koklamak, kedinin başını okşamak... Yolu sevmek. Rastladığımız kendinizi sevmek. İnsan kendinde olmayanı nasıl paylaşabilir bir başka nesneyle? Öz sevgi insanın en temel ihtiyaçlarındandır. Durmalı ve kulak vermeliyiz. Başkasına ve kendimize verdiğimiz değeri ince bir ipin üstünde yürür gibi dengede tutmalıyız. 

Şu meşhur soruyu birçoğumuz düşünmüştür: sevmek mi, sevilmek mi? Her şeyde olduğu gibi bunun da gerçek bir sebebi yok. Bu noktada önemli olan kişinin değer vermek üzerine kendini nerde konumlandırdığı. Her iki sorunun milyonlarca farklı perspektiften cevabı var. Değer vermek üzerine düşünürsek çevremizi gözlemlediğimizde görüyoruz ki toplum içerisinde kendini sevilmeye layık 
görmeyip değersiz hisseden önemli bir kesim var. Psikanaliz ekolüne göre de bunun bir sebebi kişilerin bilinçdışında kendilerinden kuşku duyma eğilimi göstermesidir ve bu durum kendilerinin başkaları tarafından sevgi, şefkat, sabır göremeyeceklerine inandırmalarına sebep olur. Bu şekilde düşünmek insanın kendine yapabileceği çok büyük kötülüklerden bir tanesidir. Hayatın akışından çok uzak bir yerlerde savrulup duran kişi sonu olmayan bir uçurumun içinde hisseder kendini. En dibe vurduğunu düşündüğü o an da kendi mağarasının içerisinde ‘neden yaşıyorum ki’ sorusu defalarca yankılanır. Yaşamın ince iplerini kopmasına çok az zaman kalmıştır. Aslında burada da tekrar kendimize dönüp duyduğumuz sevgiyi tartmalıyız. Fark etmese de insanın önüne serili çok fazla seçenek vardır. Ancak gideceği yolu kendisi tercih eder, değerini kendi belirler. Kendi değerimizi başkalarının onayına bırakmak koca bir savaşın ortasında zırhsız kalmak gibi çaresiz hissettirir. Öz değerimiz diğerlerine göre avantajlı olduğumuz özelliklerimize bağlı olmamalı ve farklı değişkenlerle tanımlanmamalıdır. 
 
Bazen hayat tüm gücüyle aslında kendi içimize ördüğümüz o kalın duvarları yıkmaya gelir. Özümüzü görelim ve kendi hikayemizin ana kahramanı olabilelim diye. 

Sevgiyle kal! 
Miray TAVLI 

 

Yorumlar

POPÜLER YAZILAR

GERÇEKLE HAYALİN BİRBİRİNE GİRDİĞİ BİR FİLM: FRACTURED- DORUKHAN SAĞLAM

  GERÇEKLE HAYALİN BİRBİRİNE GİRDİĞİ BİR FİLM:  FRACTURED Beynimize ne kadar güvenebiliriz? Biz mi beynimizi yönetiriz yoksa o mu bizi yönetir? Zihnimiz gerçekleri bile saptırabilecek kadar güçlü müdür?  Fractured filmi boyunca işte tam da bu soruları soracaksınız kendinize. Zaman zaman ne olduğu konusunda karmaşaya düşebilir, ne olduğunu tam anlamlandıramayabilirsiniz. Kimi zaman ise tam her şeyin açıklandığını düşündüğünüzde bir sonraki sahne tüm fikirlerinizi altüst edebilir. Gizem, gerilim ve psikoloji konulu filmler ilginizi çekiyorsa bu film tam da size göre olacaktır. Film, evli bir çiftin yolculuğu ile başlamaktadır. Ray ve Joanne Monroe ufak kızları Peri ile birlikte seyahat ederken bir benzin istasyonunda mola verirler. Bu benzin istasyonunda mola verdikleri sırada kızları bir kaza geçirir. Peri inşaat alanının kenarında dururken bir köpek gelir, Ray köpeği korkutmak için taş atsa da köpek Peri’nin üzerine giderek onu korkutur ve korkarak geri kaçan Peri inşaat ...

GOOD WİLL HUNTİNG(CAN DOSTUM)- ÖZGE CEYLAN

  GOOD WİLL HUNTİNG(CAN DOSTUM) Good Will Hunting  Türkçe ismi ile Can Dostum    Matt Damon  ve  Ben Affleck 'i n senaryosunu yazmış olduğu,   Robin Williams ’ın başrolünü oynadığı Oscar Ödülü almış bir filmdir.  Film de yer alan oyuncu Matt Damon ve Ben Affleck Hollywood Sinema dünyasında önemli bir noktaya gelmekle beraber Film ile En iyi Senaryo ödülünü almışlardır Bu ödül ile birlikte sinema yaşamının bir çok alanında yer almışlar ve performanslarını sergilemişlerdir. Geçmişten günümüze filmler ele alındığında psikoloji, eğitim gibi insan ve toplumu ele alan birbirinden farklı birçok alanda filmlerden yararlanmaktadır. Bu nedenle  psikoloji sahasında da kullanılmaktadır  Filmler baktığımız zaman bireyin yaşamını yansıtmak ile beraber kimi zaman kişilerin gerçek yaşam öyküsünden yararlanılarak oluşturulmaktadır.   Filmler alanda fazlasıyla kullanılmaya başlamaktadır şöyle ki sinema terapisi terapi içerisinde yardımcı bir ara...

SIGMUND FREUD VE AŞKIN PSİKOLOJİSİ-ROJDA ÇELİK

SIGMUND FREUD VE AŞKIN PSİKOLOJİSİ Aşk şairlerin uydurmasıdır, demiştir Ursula K. Le Guin Malafrena adlı romanında. Peki, şairlerin anlam yüklemeleri sonucu mu aşk insan hayatında bu kadar değerli olmuştur, yoksa aşkın insan hayatında bu kadar değerli olması mı şairleri yazmaya yöneltmiştir. Bu soruların cevabını bilmemekle beraber gelin Freud’un “Aşkın Psikolojisi” kitabını inceleyerek bu konuya ışık tutmaya çalışalım. Freud denince hemen hemen herkesin aklına cinsellik gelir. Çünkü psikoloji ile ilişkili çoğu kavramı cinsellik temelinde açıklamıştır. Aşk kavramı da bunlara dâhildir.  Freud’un yaşadığı dönemde cinsellik, toplumun ahlaki değerlerinden dolayı baskıya maruz kalıyordu. Evlenmeden yaşanan cinsel birliktelikler hoş karşılanmıyor ve ayıplanıyordu. Cinsellikten açıkça söz etmek bile mümkün değildi. Bu durumun getirdiği cinsel eğitim yetersizliği hem erkek hem de kadının yaşantısında zorluklara neden oluyordu. Günümüzde de bu durumun geçerliliğini koruduğunu biliyoruz. Öze...

FETİŞİZM BOZUKLUĞU-HÜSEYİN GÜZEY

  FETİŞİZM BOZUKLUĞU Fetişizm bozukluğu; toplumsal, meslekî veya başka önemli alanlarda işlevselliğin anlamlı rahatsızlığına ve bozukluğuna neden olan düşlemler, cinsel dürtüler ve davranışlar olarak tanımlanır (Ventriglio, Bhat, Torales ve Bhugra, 2018). Bu düşlemler, cinsel dürtüler ve davranışlar kişinin normal yaşantısını sürdürmesinde önemli ölçüde engelleyici etki ve fonksiyonel çarpıklıklara sebep olur. Fetiş kelimesi, genel literatür incelendiğinde iki temel anlama sahiptir. Bu anlamlardan ilki ve asli olanı, kişilerin doğaüstü güçlere sahip olduğunu düşündüğü ve özel bir anlam atfettiği nesnedir. Bu nesneler, genellikle onu kutsal kabul eden kişiler üzerinde yönlendirici ve kısıtlayıcı bir etkiye sahiptir. Fetiş kelimesinin literatüre 1887 yılında Alfred Binet tarafından kazandırılan ikinci anlamı ise bir kişi üzerinde erotik düzeyde çekim oluşturan cansız nesne, genital olmayan vücut uzvu veya belirli bir biçimde düzenlenmiş ortamdır. Nitekim, ilk anlamına paralel olarak ...