KOŞULSUZ SEVGİ Mİ?
Aslında tam burada sevgisinin tanımını yaparak başlamak istedim ancak karşıma gelenleri değerlendirdiğimde fark ettim ki sevginin herkes tarafından kabul görmüş ‘sevgi budur’ diyebileceğimiz bir tanımı yok. Dünyaya adım atmış her insan biricik ve duyguları da öyle. Önceleri “Sevgi; parmak izi kadar özgün ama yarattığı sonuçlar açısından evrensel bir etkidir.” şeklinde bir ifadeyle karşılaşmıştım artık daha da anlamlı geliyor. İnsanların büyük bir çoğunluğu sevmenin kolay ve öğrenilmeyecek bir şey olduğuna inanır. Sevecek doğru nesneyi bulmak daha büyük bir problemdir onlar için. O nesneyi bulmanın çok güç olduğunu ve çok nadir karşılarına çıkacaklarına inanıyorlardır belki de. Ancak bunun doğruluğu beni her zaman düşündürmüştür. Bakıldığında sevmek büyük bir sorumluluk almaktır ve her sorumluluğun belli başlı gereksinimleri vardır. Bu sebepledir ki sevgi duygusu geliştirilebilir. Hemen hemen her şeyde olduğu gibi ilk adım farkındalığa ulaşmak. En azından ulaşmaya çalışmak.
Sevgi insanın memleketidir. Tüm iyiliklerin, iyi niyetlerin ve güzel dileklerin durağı.Hep duymuşuzdur en güzel sevgi beklentisiz olandır diye. Sahiden mümkün müdür bu? Bizler küçük yaşlarda gördüğümüz kişilere gülücükler saçıyoruz fakat her sene yaş aldıkça o oranda azalıyor içimizdeki insanlara duyduğumuz sıcaklık. İhtiyaçlarımız yön veriyor hayatımıza yavaş yavaş. Beklentilerimizi ve ihtiyaçlarımızı karşılamak için sevgiyi arıyoruz çoğu zaman ve tüm bu olan şeyler hayatımızda farkına bile varmadan sessiz sedasız gerçekleşiyor. Bu yüzden ‘koşulsuz sevgi’ kavramından çok uzak yaşıyoruz. Zamanla birçok ilişkinin oturduğu söylenir. Bunun sebebi de bireylerin kendini tanıması ve ihtiyaçlarının ne olduğunu birlikte yaşayarak öğrenmeleridir. İşte hayatımızı değiştirecek bir nokta: kendimizi tanımak! İlişkilerimizin içinde kendimizi yansıtabilmek adına büyük bir adım olacaktır. Her ne kadar bu olgu hayat boyu sürecek olsa da bireyin kendini gözlemlemesi, değerlendirmesi ve sonuçlarıyla yüzleşebilmesi sağlıklı bir ilişki için kilit rol oynar. Hedeflediğimiz yere gözümüzü ayırmadan bakmak yerine yolun güzelliğini farkına varmak. Belki bir çiçek koklamak, kedinin başını okşamak... Yolu sevmek. Rastladığımız kendinizi sevmek. İnsan kendinde olmayanı nasıl paylaşabilir bir başka nesneyle? Öz sevgi insanın en temel ihtiyaçlarındandır. Durmalı ve kulak vermeliyiz. Başkasına ve kendimize verdiğimiz değeri ince bir ipin üstünde yürür gibi dengede tutmalıyız.
Sevgi insanın memleketidir. Tüm iyiliklerin, iyi niyetlerin ve güzel dileklerin durağı.Hep duymuşuzdur en güzel sevgi beklentisiz olandır diye. Sahiden mümkün müdür bu? Bizler küçük yaşlarda gördüğümüz kişilere gülücükler saçıyoruz fakat her sene yaş aldıkça o oranda azalıyor içimizdeki insanlara duyduğumuz sıcaklık. İhtiyaçlarımız yön veriyor hayatımıza yavaş yavaş. Beklentilerimizi ve ihtiyaçlarımızı karşılamak için sevgiyi arıyoruz çoğu zaman ve tüm bu olan şeyler hayatımızda farkına bile varmadan sessiz sedasız gerçekleşiyor. Bu yüzden ‘koşulsuz sevgi’ kavramından çok uzak yaşıyoruz. Zamanla birçok ilişkinin oturduğu söylenir. Bunun sebebi de bireylerin kendini tanıması ve ihtiyaçlarının ne olduğunu birlikte yaşayarak öğrenmeleridir. İşte hayatımızı değiştirecek bir nokta: kendimizi tanımak! İlişkilerimizin içinde kendimizi yansıtabilmek adına büyük bir adım olacaktır. Her ne kadar bu olgu hayat boyu sürecek olsa da bireyin kendini gözlemlemesi, değerlendirmesi ve sonuçlarıyla yüzleşebilmesi sağlıklı bir ilişki için kilit rol oynar. Hedeflediğimiz yere gözümüzü ayırmadan bakmak yerine yolun güzelliğini farkına varmak. Belki bir çiçek koklamak, kedinin başını okşamak... Yolu sevmek. Rastladığımız kendinizi sevmek. İnsan kendinde olmayanı nasıl paylaşabilir bir başka nesneyle? Öz sevgi insanın en temel ihtiyaçlarındandır. Durmalı ve kulak vermeliyiz. Başkasına ve kendimize verdiğimiz değeri ince bir ipin üstünde yürür gibi dengede tutmalıyız.
Şu meşhur soruyu birçoğumuz düşünmüştür: sevmek mi, sevilmek mi? Her şeyde olduğu gibi bunun da gerçek bir sebebi yok. Bu noktada önemli olan kişinin değer vermek üzerine kendini nerde konumlandırdığı. Her iki sorunun milyonlarca farklı perspektiften cevabı var. Değer vermek üzerine düşünürsek çevremizi gözlemlediğimizde görüyoruz ki toplum içerisinde kendini sevilmeye layık
görmeyip değersiz hisseden önemli bir kesim var. Psikanaliz ekolüne göre de bunun bir sebebi kişilerin bilinçdışında kendilerinden kuşku duyma eğilimi göstermesidir ve bu durum kendilerinin başkaları tarafından sevgi, şefkat, sabır göremeyeceklerine inandırmalarına sebep olur. Bu şekilde düşünmek insanın kendine yapabileceği çok büyük kötülüklerden bir tanesidir. Hayatın akışından çok uzak bir yerlerde savrulup duran kişi sonu olmayan bir uçurumun içinde hisseder kendini. En dibe vurduğunu düşündüğü o an da kendi mağarasının içerisinde ‘neden yaşıyorum ki’ sorusu defalarca yankılanır. Yaşamın ince iplerini kopmasına çok az zaman kalmıştır. Aslında burada da tekrar kendimize dönüp duyduğumuz sevgiyi tartmalıyız. Fark etmese de insanın önüne serili çok fazla seçenek vardır. Ancak gideceği yolu kendisi tercih eder, değerini kendi belirler. Kendi değerimizi başkalarının onayına bırakmak koca bir savaşın ortasında zırhsız kalmak gibi çaresiz hissettirir. Öz değerimiz diğerlerine göre avantajlı olduğumuz özelliklerimize bağlı olmamalı ve farklı değişkenlerle tanımlanmamalıdır.
Bazen hayat tüm gücüyle aslında kendi içimize ördüğümüz o kalın duvarları yıkmaya gelir. Özümüzü görelim ve kendi hikayemizin ana kahramanı olabilelim diye.
Sevgiyle kal!
Miray TAVLI

Yorumlar
Yorum Gönder