İKİLİ İLİŞKİLERDE KENDİMİZİ TANIMAK
Hayatımız boyunca çevremizdekilerle iletişim ve etkileşim içinde bulunuruz. Doğumumuzdan, hayatımızın son gününe kadar diğer insanlarla ilişki içerisinde olma ihtiyacındayızdır. Bu hem bir ihtiyaç hem de bir zorunluluktur (Cüceloğlu, 2021). Ait olma ve yakınlık ihtiyacımız en doğal insani güdülerimizden biridir ve genellikle kalıcı ilişkiler kurma ve birilerine güçlü bir şekilde bağlanma eğilimi içerisindeyizdir (Myers & Dewall, 2021). Ancak tüm bu yakınlık kurma girişimlerine ve inşa ettiğimiz ilişkilere rağmen her zaman birlikteliklerimiz istediğimiz gibi gitmez. İkili ilişkilerimiz içerisinde bir çıkmaza girebilir ve ne yapmamız gerektiğine dair yolumuzu kaybedebiliriz. İşte tam da bu noktada “Bağlanma Stilleri” kendimizi ve partnerimizi keşfetmemiz açısından bir yol gösterici olabilir.
Romantik ilişkilerimiz içerisinde bizi zaman zaman heyecanlandıran kendimizi kaybetmemize neden olan bir olgu vardır ki toplumdan topluma ve kişiden kişiye değişen sınırlandırılması zor bir kavramdır. Elbette ki bu bahsettiğimiz aşkın ta kendisidir. Aşk, en eski zamanlardan beri her toplum ve kişide farklılık gösterebilmesi nedeniyle tarif edilmesi zor bir olgu olmuştur. Tarih içinde farklı düşünürler çok farklı tanımlamalarda bulunmuştur. Fromm aşkı ilgi, sorumluluk, saygı ve anlayış olarak tanımlarken Freud, cinselliğin yüceltilmesi olarak tanımlamıştır. Bunun gibi daha birçok tanım aşk söz konusu olduğunda aklımıza gelebilir. Önemli olan nokta şudur ki, aşk değişken ve geçicidir. Ne kadar farklı olursa olsun bir gün bitecek ve yerini sevgi, öfke, ya da nefrete bırakacaktır (Atak & Taştan, 2012). Bunlardan yola çıkarak söylememiz mümkündür ki “Aşkımız bittiği için ayrıldık.” ya da “Bana eskisi gibi âşık değil.” gibi cümleler doğru değildir çünkü aşk zaten ilişkiniz iyi veya kötü, doğru ya da yanlış olmasından bağımsız olarak yerini farklı duygulara bırakacaktır.
Bağlanma uzun yıllardır psikolojinin odak noktalarından biri olmuştur ve bu konudaki en önemli öncülerden biri de Bowlby olmuştur. Bowlby’e göre bağlanma, insanların kendileri için önemli olan kişilere karşı geliştirdikleri güçlü duygusal bağlar olarak tanımlanmıştır (Morsünbül & Çok, 2011). Bebeklik dönemi itibariyle gelişen bağlanma, ilk olarak çocuk ile bakım veren kişi arasında oluşan güçlü bir duygusal bağ olarak kendini gösterir. Çocukluk ya da gelişim dönemleriyle sınırlı değildir ve hayat boyu devam eder. Ancak ilk bağlanma olan bebek ile bakım veren arasında gelişen ilişki, hayatımızın sonraki dönemlerinde geliştireceğimiz bağlanmalara örnek olur. Bunların ışığında, ilk temel ilişkide yer alan bağlanma sorunlarının ve aksaklıklarının hayatımızın geri kalan dönemindeki ilişkilere de etki edeceğini söyleyebiliriz. Uzmanlara göre çocukluk döneminde temel olarak güvenli ya da güvensiz bağlanma stilleri geliştiririz. Bu bağlanma stilimiz bir kere belirlendikten sonra çok değişkenlik göstermez. Yani, bu dönemde geliştirdiğimiz bağlanma stilinin doğru olmaması gelişimin sonraki basamaklarındaki bağlanmamızı da olumsuz etkileyecektir (Kesebir vd., 2011).
Elbette ki bağlanma pek çok farklı dinamikten etkilenebilecek bir olgudur ve bu da farklı bağlanma stillerinin ortaya çıkmasına yol açar. Bağlanma stillerinin belirlenmesi sürecince bazı yapılar mevcuttur. Bu temel yapılar içsel çalışan modellerdir. Söz ettiğimiz içsel çalışan modeller iki farklı zihinsel şemadan oluşmaktadır. Bunlar “kendilik modeli” ve “diğeri modelidir”. Kendilik modeli bireyin kendini ne kadar değer verilmeye layık gördüğüne ilişkin algılarından oluşur. Diğeri modeli ise bireyin başkalarının ne kadar güvenilir ve değer verilebilir olduklarına dair algılarından oluşur. Bu içsel modeller ile bireyin kendi benliği ve başkalarına olan beklentileri şekillenir (Terzi, 2014).
Bowlby’nin ortaya koyduğu bağlanma kuramı ileriki yıllarda Ainsworth ve arkadaşları tarafından geliştirilmiş. Bunları göz önüne alarak Ainsworth yaptığı çalışmalar sonucunda çocuklarda bağlanmayı güvenli, kaygılı-kararsız ve kaçıngan olarak 3 temel gruba ayırmıştır. Yetişkinlikte kurulan bağlanmalarımız da çocukluk ve gençlik dönemindeki bağlanma davranışlarımızın bir devamı olarak değerlendirilmektedir. Hazan ve Shaver de çalışmalarında yetişkin bağlanma stillerini çocukluk bağlanma stilleri bağlamında ele almış ve yetişkin bağlanma stillerini güvenli, kaygılı-kararsız ve kaygılı-kaçınan olarak 3’e ayırmıştır (Kesebir vd., 2011; Terzi, 2014). Tüm bu bilgiler doğrultusunda, bağlanma stillerini temel olarak güvenli, kaygılı ve kaçıngan şeklinde gruplandırabiliriz.
Güvenli (Doğru) Bağlanma: Bu bağlanma stiline sahip bireylerin öz güvenleri yüksektir ve yakınlık kurma konusunda sorun yaşamazlar. Güvenli bağlanan kişiler kendilerini sevilmeye layık bulur. Başkalarının onlara yakınlaşmalarından rahatsızlık duymazlar ve terk edilme korkusu yaşamazlar.
Kaygılı Bağlanma: Bu bağlanma stiline sahip kişilerde kendini değersiz hissetme duygusu hakimdir. Öz güvenleri konusunda sorun yaşayan bu bireylerde reddedilme ve terk edilme korkuları görülür. Partnerlerinin kendilerine olan sevgisine dair şüpheleri bulunur ve bu nedenle ilişkilerinde olabildiğinde sıkı bir yakınlık kurmak isterler. Bu tür kişiler ilişkilerinde saplantılı olarak da görülebilir.
Kaçıngan Bağlanma: Başkalarıyla fazla yakınlık kurmaktan rahatsız olan bu bireyler, partnerlerine bağlanma ve güvenme konusunda sorun yaşarlar. Çok fazla samimiyetten huzursuz olurlar ve derin bir yakın ilişki kurmak istemezler.
Güvenli bağlanmaya sahip kişilerde sıkıntılarını kabul etme ve gerektiğinde başkalarından yardım ve destek talep etme davranışları görülür, kendilerini rahatça ifade edebilirler. Bir diğer yandan kaygılı bağlanma stili geliştirmiş bireyler sıklıkla öz güven eksikliğiyle birlikte terk edilme korkusu yaşarlar. Partnerleri tarafından bir onaylanma ihtiyacı içerisindedirler. Bu ilişkiye yansıdığında ise partnerine karşı saplantılı ve yapışkan davranışlar şeklinde kendini gösterebilir. Kaçıngan bireyler ise yakın samimiyet kurmaktan çekinirler. Fazla samimiyet kurmaktan kendilerini uzaklaştırarak hayal kırıklıklarından korunurlar ve bağımsız bir tutum izlerler. Çatışma ve çözme davranışlarından kaçınırlar. Negatif duygularını baskı altında tutma eğilimdedirler ve kaçınma davranışlarını temel başa çıkma stratejisi olarak belirlerler (Atak & Taştan, 2012; Çavuşoğlu & Tutarel-Kışlak, 2006; Kesebir vd., 2011).
Bağlanma kuramının temelinde bağlanma biçimlerinin değişmeyeceği öne sürülmektedir. Ancak günümüze kadar yapılan çalışmalar ile birlikte bağlanma şekillerinin hem erken deneyimlerin hem de şimdiki ilişkilerimizin toplamı olabileceği ortaya konulmuştur (Çavuşoğlu & Tutarel-Kışlak, 2006). Daha önce de belirtildiği gibi bağlanma hayat boyu devam eden bir süreçtir. Burada önemli olan nokta şudur ki kişiler farklı ilişkiler içerisinde farklı bağlanma stilleri geliştirebilirler. Yani, çocuklukta güvenli bağlanma geliştiren bireyler ilerideki ilişkilerinden etkilenerek güvensiz bir bağlanma stili geliştirebilir ve tam tersi olarak çocuklukta güvensiz bağlanma geliştiren kişiler yetişkinliklerindeki ilişkilerinden etkilenerek güvenli bir bağlanma kurabilirler (Terzi, 2014). Bu bilgileri temel alarak sağlıklı ilişkilerin sizi iyileştirme, sağlıksız ilişkilerin de size zarar verme potansiyeli olduğunu söyleyebiliriz.
Özetlemek gerekirse, Bizler ait olma ve bağ kurma eğilimi olan canlılarız. Bebeklik dönemimizden başlayan bağlanma sürecimiz yaşamımız boyunca gelişir ve diğer ilişkilerimizi de etkiler. Bebeklik döneminden itibaren geliştirdiğimiz bağlanma stilimiz bir kez belirlendikten sonra kolay şekilde değişmez ve diğer kurduğumuz bağlarda da izlerini gösterir. Bağlanma stilimiz romantik ilişkilerimiz içerisinde partnerimizin ve dahi bizim davranışlarımızı bile etkileyecek kadar önem arz etmektedir. Sorunlarımızı konuşarak çözmek ya da onlardan kaçarak yoklarmış gibi davranmak veya ilişki içerisinde olabilecek güven sorunları gibi sıkça karşılaştığımız durumlar bile bağlanma stilimizin etkilerini taşır. Öte yandan bağlanma stilimiz kolay değişen bir yapı olmasa da içinde bulunduğumuz ilişki ile farklılaşabilir. İlişki içerisinde bulunan bireylerden birinin güvenli bağlanmaya sahip olması diğer partnerin bağlanma stilini de güvenli olmaya teşvik edecektir. İlişkilerinizi bu bağlam açısından incelemek bu konudaki farkındalığınızı geliştirmek için çok önemlidir. Ayrıca kendinizi ve davranışlarınızı gözden geçirerek hangi bağlanma stiline dair davranışlar gösterdiğinize dikkat etmek de bu farkındalık yolculuğunun ilk adımı olacaktır. Davranışlarınızın ve bağlanma stilinizin etkilerini fark ederek ilişkilerinizde içinden çıkamadığınız tekrar çemberini kırabilir ve hayal ettiğiniz mutlu, sağlıklı ve güvenli ilişkilere bir adım daha yaklaşabilirsiniz.
Sevgiler.
Dorukhan Sağlam
Kaynakça
Atak, H., & Taştan, N. (2012). Romantik İlişkiler ve Aşk. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 4(4), 520-546.
DOI: 10.5455/cap.20120431
Cüceloğlu, D. (2021). Var mısın? Güçlü Bir Yaşam İçin Öneriler. İstanbul: Kronik Yayınları.
Dewall, C. N., Myers, D. G. (2015). Psikoloji (11. Baskı). (Çev. Batıgün, A. D.). İstanbul: Palme Yayınları.
Kesebir, S., Kavzaoğlu, S. Ö., & Üstündağ, M. F. (2011). Bağlanma ve Psikopatoloji. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 3(2), 321-342.
Morsünbül, Ü., & Çok, F. (2011). Bağlanma ve İlişkili Değişkenler. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 3(3), 553-570.
Terzi, S. (2014). Romantik İlişkilerde Bağlanma Yaralanmalarına Yol Açan Olaylar: Nitel Bir Çalışma. Türk Eğitim Bilimleri, 12(2), 99-108. https://dergipark.org.tr/tr/pub/tebd/issue/26088/274926
Tutarel-Kışlak, Ş., & Çavuşoğlu, Ş. (2006). Evlilik Uyumu, Bağlanma Biçimleri, Yüklenmeler ve Benlik Saygısı Arasındaki İlişkiler. Aile ve Toplum, 3(9), 61-68.


Yorumlar
Yorum Gönder